Dolaşım Sistemi

0

Çoğu kişi dolaşım sistemini basit bir kan otoyolu olarak görür. Oysa dolaşım sistemi aslında birlikte çalışan üç bağımsız sistemden oluşuyor: birincisi kalp (kardiyovasküler dolaşım); ikincisi akciğerler (pulmoner dolaşım); üçüncüsü de atardamarlar, toplardamarlar, koroner ve portal toplardamarlar (sistemik dolaşım).

Arkansas Kalp Hastanesi verilerine göre ortalama bir insanda günde yaklaşık 7.572 litre kan, yaklaşık 96.560 kilometrelik kan damarı boyunca dolaşıyor. Ortalama bir yetişkinin vücudunda plazma, alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositlerden oluşan 4,7 ila 5,6 litre kan bulunuyor. Dolaşım sistemi, kanın yanı sıra, istenmeyen maddelerin atılmasını sağlayan berrak bir sıvı olan lenf sıvısını da taşıyor.

Kalp, kan damarları ve kan, dolaşım sisteminin kardiyovasküler bileşenini oluşturur. Pulmoner dolaşım, akciğerlerde kanın oksijen kazandığı bir “döngü”ye benzetilebilir. Sistemik dolaşım ise vücudun geri kalanına oksijen bakımından zengin kanı ulaştırır. Pulmoner dolaşım sistemi, oksijensiz kanı kalpten alıp akciğer atardamarı (pulmoner arter) yoluyla akciğerlere gönderir, sonra da oksijenli kanı akciğer toplardamarı (pulmoner ven) yoluyla kalbe geri gönderir.

Oksijensiz kan kalbin sağ kulakçığına girer ve triküspit kapaktan (sağ atriyoventriküler kapak) geçip sağ karıncığa akar. Burada pulmoner semilunar kapaktan akciğer atardamarına pompalanarak akciğerlere gider. Akciğerlere ulaştığında kandaki karbondioksit salınır ve oksijen emilir. Akciğer toplardamarı, oksijen bakımından zengin kanı kalbe geri gönderir.

Sistemik dolaşım ise dolaşım sisteminin atardamarlar (arterler), toplardamarlar (venler) ve kan damalarından oluşan kısmıdır. Bu dolaşım sayesinde kan kalpten çıkıp vücudunuzdaki hücrelere taşınır ve sonra yeniden kalbe döner. Sağlıklı bir kalp kasılması beş aşamada gerçekleşir. İlk aşamada (erken diyastol) kalp gevşer. Sonra kulakçık büzülerek (atriyal sistol) kanı karıncığa iter. Ardından karıncıklar hacimleri değişmeden kasılmaya başlar. Daha sonra karıncıklar boşken de kasılmaya devam eder. Son olarak karıncıkların kasılması durur ve gevşerler. Ardından bu döngü tekrarlanır.

Dolaşım Sistemi Hastalıkları

Amerikan Kalp Derneğine göre Amerika Birleşik Devletleri’nde bir numaralı ölüm nedeni kardiyovasküler hastalıklar. Dolaşım sistemi hem çok geniş hem de çok kritik bir sistem olduğu için hastalığa yakalanma eğilimi en yüksek sistemlerden birisi. En yaygın dolaşım sistemi hastalıklarından birisi, atardamarlardaki yağ birikintilerinin damar duvarlarında sertleşmeye ve kalınlaşmaya neden olduğu arteriyoskleroz (damar sertleşmesi). Sadece İngiltere’de 2,6 milyon insan kalp atardamarlarının daralmasından muzdarip. Arteriyosklerozun nedenleri atardamar duvarlarında yağ, kolesterol ve diğer maddelerin birikmesi. Bunlar kan akışını kısıtlayabiliyor, hatta ciddi vakalarda akışı tamamen kesip kalp krizi veya felce neden olabiliyor.

Beyne giden kan damarlarının tıkanmasıyla meydana gelen felç de önemli bir dolaşım sistemi hastalığı. Risk faktörleri arasında sigara kullanımı, diyabet ve yüksek kolesterol var. Bir diğer dolaşım hastalığı olan hipertansiyon (yüksek tansiyon), kalbin daha fazla çalışmasına yol açarak kalp krizi, felç veya böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlara neden olabiliyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre yaklaşık 75 milyon Amerikalı yetişkin, yani her üç yetişkinden biri yüksek tansiyon sorunu yaşıyor.

Aort hasar görüp genişlemeye başlar veya yırtılırsa aort anevrizması meydana geliyor. Yırtılma, şiddetli iç kanamaya neden olabiliyor. Aort anevrizması doğuştan var olabileceği gibi ateroskleroz, obezite, yüksek tansiyon veya bu koşulların birleşimi sonucunda da ortaya çıkabiliyor. Girişimsel radyolog Jay Radhakrishnan’a göre, periferik arter hastalığı (PAH) tipik olarak bir atardamar içindeki daralma veya tıkanma alanlarıyla ilişkili. Buna ek olarak, kronik venöz yetmezlik (KVY) ise alt ekstremitelerin yüzeysel toplardamarlarındaki reflü (geriye kaçış) alanlarıyla ilişkili. PAH tanısı ultrason, bilgisayarlı tomografi ve/ veya MR gibi testlerle konuyor. Ultrason bu yöntemlerden en ucuz olanı ama aynı zamanda en az miktarda ayrıntı veriyor. Tomografi ve MR, bir atardamardaki daralma/tıkanma alanlarını çok daha yüksek anatomik ayrıntılarla gösterebiliyor. Venöz reflü ultrasonla doğru bir şekilde ölçülebildiğinden KVY tanısı ultrasonla konuyor.

Kaynak: How It Works

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.