Gökdelenler

0

Gökdelenler kentlerdeki nüfus artışının kilit bir çözümü olmakla kalmıyor, ülkelerin gurur sembolleri olarak da görülüyor. Gökdelen adını verdiğimiz binalar çok yakın zamanda, 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıktı. İnşaatçıların çağlar boyu süregelen bir düşmanı var: yer çekimi. Ancak 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde çağdaş mühendislik teknikleri ve malzemeleri nihayet yer çekimine karşı zafer kazanmayı başardı.

Tarihin büyük kısmı boyunca dünyadaki en yüksek insan yapımı yapı, 147 metrelik Büyük Giza Piramidi’ydi. Oysa günümüzde bu yükseklik “gökdelen” tanımını zar zor karşılıyor. O zamanlar tüm binalar tuğla ve harçtan inşa edildiği için hepsi aynı prensibi temel alıyordu: Bina ne kadar yüksekse zemin o kadar geniş olmalıydı. Ancak Sanayi Devrimi’yle birlikte daha güçlü ve daha uzun demir ve çelik kirişler inşa edebilir hale geldik. İşte bu her şeyi değiştirdi. Artık yer seviyesinde çok fazla alan kaplamadan daha uzun binalar yapmak mümkündü. Böylece, günümüzün en yüksek ve en çok konuşulan binalarını doğuran uluslararası bir yarış başladı.

Gökdelenler hem tasarım hem de inşaat bakımından büyük zorluklar içeriyor. Rüzgârlar sallanmalarına neden olabilir, depremler en güçlü temelleri bile sarsabilir, yangınlar çelik çekirdekleri eritebilir. Gökdelenler oksijenin daha az ve havanın daha soğuk olduğu yüksekliklere çıktığı için bunları da telafi etmek gerekiyor. Tüm bu nedenlerden dolayı gökdelen inşa etmek, doğaya karşı insanın yaratıcılığını sınıyor.

Gökdelen tasarlamak, genellikle yüzlerce yetenekli uzmanın ve binlerce inşaat işçisinin birlikte çalışmasını gerektiriyor. Süreç, planlamayla başlıyor. Günümüzde, zemin koşullarından yük ve stres testlerine, sağlık ve güvenlik mevzuatından acil tahliye prosedürlerine kadar her şeyi hesaba katan karmaşık bilgisayar destekli tasarım süreçleri kullanılıyor.

İnşaat başladıktan sonra dikkatler “üstyapı” denilen çelik iskelete veriliyor. Üstyapı, binanın içinden geçen dikey sütunlar ve yatay kirişlerden oluşuyor. Üstyapı, yer çekimi kuvvetini zemindeki nispeten küçük bir alana yayıyor. Kuvvet oradan yeraltına uzanan altyapıya (betonarme ile desteklenmiş çelik sütunlar, plakalar ve yaylar) aktarılıyor. Bu sayede binanın beton ve cam dış yüzeyi veya giydirme cephesi yalnızca kendi ağırlığını desteklemek zorunda kaldığı için daha yükseğe ulaşabiliyor. Bununla birlikte, nihayetinde tüm yapı kil üzerinde duruyor. Yani temel de bulutlara yükselen görünür yapı kadar önemli.

En çok gerinim üstyapıya biniyor. Genellikle on kattan yüksek olmayan ilk gökdelenlerde demir kullanılıyordu ama yüksek inşaatlara ABD’nin öncülük ettiği 20. yüzyılda çelik tercih edilmeye başlandı. Eskiden üstyapılar, yükü yaymak için hem yatay hem de dikey destek içeren çelik kutulara benziyordu. Ancak gökdelenler büyüdükçe bu destekler arasındaki mesafe azaldı, kullanılabilir zemin alanı da azaldı (Bu önemli bir sorundu.) ve ağırlık arttı. 1960’ların ortalarında, birbirine bağlı dış sütunları temel alan boru şeklinde yeni bir tasarım ortaya çıktı. Bu tasarım, gereken iç sütun sayısını azalttı. Dünya Ticaret Merkezi ve diğer rekortmen yapılar bu tasarım sayesinde inşa edilebildi.

Modern gökdelenler yaklaşık 150 yıldır insanlarda hayranlık uyandırmak üzere tasarlanıyor. Göz alıcı tasarımların amacı kiracıları, işletmeleri ve ziyaretçileri etkilemek. Teknik olarak gökdelenler üç, hatta beş kilometreye bile ulaşabilir. Ticari uçaklar sekiz kilometreden yüksekte uçtuğu için kazara çarpışma riski aslında pek yok ama 11 Eylül saldırılarından sonra kamuoyunun yüksek gökdelenlere duyduğu güven azaldı.

Şu anda gökdelenlerin önündeki en büyük engel terörizm tehdidi. 11 Eylül’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kuleleri yukarıdan aşağıya ve içten dışa doğru çöktüğünden beri mimarlar gökdelenlerin nasıl tasarlanması ve ne gibi olaylara dayanması gerektiğini yeniden düşünmek zorunda kaldılar. Bunun belki de en çok hissedildiği gökdelen, Kasım 2014’te eski ikiz kulelerin yerinde açılan One World Ticaret Merkezi oldu. Güvenlik, bu sembolik mega yapının en önemli özelliği. 56 metrelik penceresiz beton kaide, merdiven ve asansör boşlukları için 0,9 metrelik betonarme duvarlar, patlamaya dayanıklı plastikten yapılmış pencereler, itfaiyeciler için özel merdivenler, biyolojik ve kimyasal filtreler içeren havalandırma sistemi, binadaki güvenlik özelliklerinden birkaçı.

Bu kadar çok insanı tek bir binaya sığdırmak genel olarak elbette bir güvenlik riski doğuruyor. Üstelik gökdelenler büyüdükçe maliyetleri de artıyor. Acaba gelecek nesiller gökdelenleri idolleştirmeye devam edecek mi yoksa 4.000 yıllık “yapıları büyütme” tutkumuz sona mı erecek? Bunu zaman gösterecek.

Kaynak: How It Works

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.