Mustafa Kemal Atatürk 1881-1938

0

Atatürk 1881 yılında doğdu.  Mustafa Kemal Atatürk 1881-1938 yılları arasında yaşadı. Osmanlı İmparatorluğu’nda soyadı kullanılmayan dönemde ona Mustafa adı verilmişti. İmparatorluk’un canlı limanı Selanik’te dünyaya gelen Mustafa’nın babası Ali Rıza Bey, yerel bir milisin teğmeniydi. Annesi ise çiftçi bir aileden geliyordu. Annesi ve babasının oğulları için istedikleri gelecek birbiriyle uyuşmuyordu: Annesi Atatürk’ün geleneksel dini yolu takip etmesini tercih ederken babasının başka planları vardı. Kılıcını oğlunun beşiğinin üstüne asardı. Oğlunun, ufkunu açacak laik bir okula gitmesini sağladı. Böylece sadece Atatürk’ün hayatında değil, aynı zamanda o dönemde yaşamış her Türkün önünde modernleşme yolunu açmış oldu.

Atatürk 7 yaşındayken babası öldü. Fakat oğlunun hayatında hep önemli bir etkisi oldu. Askeri bir kariyer aşkıyla yanıp tutuşan Atatürk genç yaşına rağmen annesine karşı koyarak askeri orta okula gitti. Oradayken derslerindeki başarılarından dolayı “tekâmül etmiş” anlamına gelen “Kemal” ismini aldı. Manastır’da askeri okula gitmeye devam etti ve 1899’da İstanbul’daki Harp Okulu’na girdi. Eğitimine devam ederken Sultan II. Abdülhamid’e karşı oluşan muhalefete katıldı. Gizli yayın yapan bir gazeteye dahil oldu. Etkinliklerini gizlice yürüttü ve okulun en iyi 10 öğrencisi arasına girmeyi başardı. Mezuniyetinden sonra Harp Akademisi’ne devam etti İmparatorluk’un gelecek vaat eden genç kurmay subaylarından biri olarak yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu.

Eğitiminin verdiği prestije rağmen Atatürk iktidar karşıtı gruplara girmekten çekinmedi. Arkadaşlarıyla bir araya gelerek İmparatorluk’taki siyasi istismarları tartışmaya başladılar. Grubun varlığı fark edildiğinde üyeleri dağıtıldı. Atatürk yozlaşmış memurların gücünü halka karşı kötüye kullanmasını öfkeyle izledi. İktidar karşıtı gruplar arasında hızlı bir geçiş yaptı. Bir tanesi yasaklandığında diğeri kuruluyordu. Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nden İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne geçti. Temmuz 1908’de sultanın iktidarını elinden alan ve yeni bir rejim kuran Jön-Türk hareketinin bir parçasıydı.

Bu devrimin kahramanı, Atatürk’ün en büyük rakiplerinden biri olacak İsmail Enver’di. Enver merkezileşmeye ve İmparatorluk’u Türklerin kontrol etmesine inanıyordu. Fakat Atatürk askeri sınıfın bu kadar kazancın ardından siyasete karışmaması gerektiğine inanıyordu. Atatürk, siyasi kariyer yapmak isteyen bütün askerleri ordudan ayrılmaya teşvik etti. Fakat bu sadece Enver’in ve destekçilerinin düşmanlığının artmasına neden oldu. Güçlü bir anlaşmazlıkla karşılaşan Atatürk dikkatini en iyi bildiği şeye, askerliğe yoğunlaştırdı. Ordunun eğitilmesiyle ilgilenmeye ve Almanca eğitim kitapçıklarını Türkçeye çevirmeye başladı. Güçlü subayların olduğu kadar, genç ve hırslı subayların da saygısını kazanıyordu. Bütün bu adamlar ileride Atatürk’ün ve Türk ulusunun inşası sürecinin en büyük destekçileri arasında yer alacaktı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak da bilinen Enver ve destekçileri Atatürk’ün yükselen ünü ve gücünden memnun değildi. Saha kumandanı olarak yollanıp gözden ırak tutulması sağlanmış ve yükselmesi engellenmeye çalışılmıştı. Enver, muhaliflerini göz önünden uzak tutmaya kararlıydı. Ama Atatürk’ü elimine etmesi kolay değildi. Önce 1911’deki Trablusgarp Savaşı’nda sonra da 1912-1913 arasındaki Balkan Savaşları’nda cesaretini kanıtladı. Birinci Balkan Savaşları sırasında Osmanlı İmparatorluğu Avrupa’daki topraklarının çoğunu hızlı bir şekilde kaybediyordu. Atatürk’ün annesi, kız kardeşi ve üvey babası da dahil birçok mülteci İstanbul’a akın ediyordu. İkinci Balkan Savaşları’nda Osmanlılar bazı bölgeleri tekrar ele geçirdi ve Atatürk buradaki rolünden dolayı yarbaylığa yükseldi.

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Osmanlılar İttifak Güçleri’nin yanında yer aldı. Atatürk bunu askeri komutanlık sahibi olmak için bir şans olarak gördü. Enver tereddüt ederek Atatürk’ü Gelibolu Yarımadası’ndaki 19. Tümen’in komutanlığına getirdi. Cesareti ve askeri hüneri sayesinde Çanakkale Boğazı’ndaki İtilaf işgalini önledi. Atatürk göğüs cebindeki saate saplanan bir şarapnel parçasıyla ciddi şekilde yaralanmıştı. Gelibolu’daki başarısı Atatürk’ü efsane mevkiine yükseltti. İstanbul’un kurtarıcısı unvanını kazanmasını sağladı. Enver bile Atatürk’ün yeteneklerini reddedemiyordu artık. Terfi üzerine terfi alarak onursal “Paşa” unvanını kazandı.

Başarılarına rağmen Atatürk, Suriye’deki 7. Ordu’nun komutanı olduğunda Osmanlı ordusunun savaşı kazanamayacağını görmeye başlamıştı. Ülkenin durumundan endişe ediyordu. İstifa ederek İstanbul’a döndü ve burada hastalandı. Bu sırada Sultan V. Mehmed öldü ve tahta VI. Mehmed adıyla Vahdettin geçti. Enver Atatürk’ü tekrar Suriye’ye yollama düşüncesindeydi. Atatürk Suriye’ye döndüğünde durumun bıraktığından daha da kötüye gittiğini gördü. Emrindeki kuvvetleri geri çekerek çöken ordudaki birçok hayatı kurtardı.

1918’deki Mondros Ateşkes Anlaşmasıyla savaş sona erdi. Enver ve İttihat Terakki Cemiyeti’nin yöneticileri yurtdışına kaçtı, iktidarı Padişah’ın ellerine bıraktı. Padişah, hükümetin ve ülkedeki birçok bölgenin kontrolünü eline geçiren İtilaf güçleriyle işbirliği yapmayı kabul etti. İtilaf güçleri emperyalist bir tavırla alabilecekleri bölgeleri hızlıca aldı. Bu sırada Atatürk, İstanbul’un İngiliz, Fransız ve İtalyan birlikler tarafından işgal edilişini izledi. Bu manzaradan etkilenen Atatürk onları bu şehirden çıkartmaya kararlıydı. Güvenebileceği isimlerle buluşarak Türkiye’yi kurtaracak bir formül üretmeye çalıştı.

Türkler çoktan kaderlerini kendi ellerine almışlar, işgalcilere karşı direnişe başlamışlardı. İtilaf güçleri bu direnişin sona ermesini istiyordu. Padişah, Atatürk’ün güvenilir bir komutan olarak sorunlu bölgeye gönderilmesini önerdi. Atatürk bu fırsatı avantaja çevirdi. Padişahın bu teklifini değerlendirerek kendisine geniş kapsamlı güç verilmesini sağladı. Atatürk en uygun zamanı bekleyerek iyi bir asker olduğunu ortaya koydu; ama şimdi harekete geçme zamanıydı.

19 Mayıs 1919’da Atatürk Samsun’a ayak bastı. Oraya düzeni sağlamak için gönderilmiş olsa da doğrudan Amasya’ya gitti. Orada coşkulu bir kalabalığa Sultan’ın İtilaf devletlerinin esiri olduğunu duyurdu. Bu toprakların milletin elinden kayıp gitmesini önlemek amacıyla geldiğini söyledi. Bu, iyi ve sadık bir asker olarak ün salmış biri için inanılmaz cesur bir hareketti. İtilaf güçleri Padişah’tan Atatürk’ü geri çağırmasını istedi. Fakat Atatürk bütün emirlere karşı geldi. Hakkında tutuklama kararı çıkartıldı. Atatürk buna, ordudan istifa ederek yanıt verdi. Resmi hiçbir pozisyonu ve görevi olmayan bir sivil olarak, 18 bin kişilik bir ordunun kumandanı olan General Kâzım Karabekir’e direniş çağrısında bulundu. Kâzım Karabekir de aynı düşüncedeydi, Kurtuluş Savaşı gerçek anlamda başlamış oldu.

Meclisin başkanı seçilen ve sürekli olarak tutuklamalara karşı direnen Atatürk ve yeni Türk devleti, Padişah’ın İmparatorluk’unun karşısındaydı artık. Sevr Antlaşması 10 Ağustos 1920’de imzalandığında Osmanlı Devleti topraklarının çoğunu kaybetmiş oldu. Ama Atatürk Türkiye için tam bağımsızlık istiyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bilinen yeni Türk parlamentosu Yunan ve Ermeni birlikleriyle savaşmaya devam etti. Sonuç olarak üç yıllık mücadelenin ardından 24 Temmuz 1923’te Lozan Anlaşması imzalandı. Aynı yıl, Atatürk’ün ilk cumhurbaşkanı olduğu Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş oldu.

Metaneti, kararlılığı ve özgürlüğe olan tutkusuyla Atatürk sonunda hem topraklarını, hem de bağımsızlığını Türkiye’ye geri kazandırdı. Atatürk’ün, bağımsızlığın da ötesinde, ülkesi için büyük planları vardı. Ülkesini 20’nci yüzyıla köklü bir reform hareketiyle taşımak istiyordu. Atatürk’ün hayalini kurduğu Türkiye kendine yeten, endüstrileşmiş, sürekli devrim halinde, sürekli değişen ve gelişen, asla yerinde saymayan bir ülkeydi. Atatürk bunu batılı devletleri dikkatlice inceleyerek ve onların yapısını uygulayarak başardı.

Din ve devleti birbirinden ayırarak laik bir hükümet kurdu. Medreseler ve dini mahkemeler kapatıldı. Fes gibi eski kıyafetler yasaklandı. Atatürk, halkına örnek olmak için, Avrupa tarzı şapkalar giymeye başladı. Muhafazakârların odaklandıkları dini tarikatlar feshedildi. Atatürk kadınların özgürleşmesini destekledi. Kendisi de batı eğitimi almış bir kadınla evlendi. 1934’te kadınlara oy kullanma ve seçilme hakkı verdi. Kadınların örtünmesi zorunluluğunu kaldırdı. Cinsiyetler arası eşitliği teşvik eden bir dizi kanun daha çıkardı.

Ülkede yüzyıllardır egemen olan şeriat hukuku yerini, İsveç medeni kanunu, İtalyan ceza kanunu ve Alman ticaret kanunları model alınarak oluşturulan laik hukuk sistemine bıraktı. Çok eşlilik yasadışı hale getirildi. Evlilik ve boşanma medeni kanun kapsamına alınarak Türkiye’de kadınların özgür yaşamasının önü açıldı. Bir diğer önemli reform ise Arap alfabesinin kaldırılarak yerine Kasım 1928’de Latin alfabesinin getirilmesiydi. Türkçe diline daha iyi uyduğu ve okunması daha kolay olduğu için bu reform sayesinde Türkiye Ortadoğu’daki en yüksek okuma-yazma oranına sahip ülke oldu. Atatürk ülkeyi gezerek elinde tebeşir, kara tahtanın önünde Türk halkına yeni alfabeyi öğretti. Ülke genelinde eğitim hızla gelişti. Gençler batının bilimsel tekniklerine eşi benzeri görülmemiş bir şekilde erişmeye başladı.

Türklerin hayatını değiştiren bir diğer reform ise 1934’te soyadı yasasının kabul edilmesiydi. Bu kanunla Atatürk bugün herkesin onu bildiği adı almasını sağladı: Türklerin atası. İç reformlar devam ederken Atatürk Türkiye’nin dış siyasetine odaklandı. İngiltere’yle bir anlaşma yaptı. Türkiye’nin, Musul’da çıkarılan petrolün yüzde 10’una karşılık, Musul’da herhangi bir toprak iddiasında bulunmamasına karar verildi. Yunanistan’la ilişkiler de 25 Ekim 1930’da imzalanan dostluk anlaşmasıyla iyileştirildi, var olan askeri sorunlar çözüldü ve sınırlar kesinleştirildi. İki ülkedeki azınlık topluluklar zaten 1923’teki mübadeleyle değiş-tokuş edilmişti.

Zamanla Atatürk’ün sağlığı hızla bozulmaya başladı. Siroz teşhisi koyuldu ve iyileşmesi için artık çok geçti. 10 Kasım 1938’de hayata gözlerini yumdu. Cenaze töreni çok büyük kalabalıkları topladı. Halkı büyük bir yas içindeydi. Mezarı için Ankara’da bir mozole ve yanına da başarılarına ithaf edilen bir müze inşa edildi. Atatürk bugün Türkiye’de yaşadığı zamanki kadar güçlü bir varlığa sahip. Portreleri neredeyse her evde ve işyerinde asılı, kâğıt paraları süslüyor. Sözleri binaların cephelerinde ölümsüzleşiyor. O kadar büyük bir güce sahip ki, günümüz politikacıları bile farklı siyasi eğilimlerine rağmen onun eserini devam ettirdiklerini söylüyorlar.

Ölümünden 82 yıl sonra Atatürk, siyasetin en güçlü figürü olarak, Türkiye’nin birleştiricisi rolünü koruyor…

Kaynak: Osmanlı İmparatorluğu (Tempo)

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.